Hoşgörü heykelleri

vigeland-sculpture-parkBir sonraki yolculğum için SAS Skandinavya Havayollarının uçağında yerimi aldım. Sanırım sadece bir  saatlik bir uçuş olduğundan ilk kahvemi elime almamla hosteslerin business clas bölümüne fırlamaları bir oldu.

Bu sabah müzeden çıkar çıkmaz Mats beni norveç yemekleri yiyebileceğim bir yere götürdü.İkimizde ıstakoz salatalı sandviçle elma suyu söyledik. Mats yemek yediğimiz semtin baya bir havalı olduğunu  söyledi, Roma’ daki Parioli’yi andırıyor biraz, bu tarzda iki yer daha var, biri şu an bulunduğumuz yerin civarlarında içinde normal evler ve binalar olmayan sadece villa ve villacıklar olan Frogner, diğer pahalı semt ise deniz kenarında. Genelde burada oturanlar kendi özel plajlarına sahipler! Mats’in müdavimi olduğu United Pastanesi’ ne gidiyoruz ve birer kahve alıp ağaçlarla dolu yolun keyfini çıkarıyoruz.Burası çok fazla Sex and the City kokuyor!

vigeland-sculpture-park2

Yürürken geniş bir bölgede giriş yasağı olduğunu görüyorum, Mats bana bugün Hillary Clinton’ ın burda olduğunu, büyükelçiliğe çıkan tüm sokaklar ve amerika dış işleri bakanının konaklayacağı bögeye girişin yasaklandığını söylüyor. O sırada çok büyük bir parmaklık görüyorum, içerisinde geniş bir park alanı var. Burada Mats’ le yollarımız ayrılıyor, beni tanıdığına memnun olduğunu söylüyor ve tekrar Oslo’da buluşma dilekleriyle ayrılıyoruz. Ben zamanımı Vigelands Park’ ı ziyaret ederek geçirmeye karar veriyorum. Uzaktan görünen gerçek heykellerden önce beni girişte canlı bir heykel karşılıyor;bir Napolyon heykeli, kılıcı havada duruyor bir yandan da para toplamayı hayal ediyor, daha çok beklersin!

 

VIGELANDS  PARKUzun ve ağaçlı bir yoldan sonra koyu yeşil renkli heykeller olan bir köprüye ulaşıyorum, burayı geçince ortasında atlılar olan bir şelale beni karşılıyor, her iki tarafında yarıçıplak atlı askerler duruyor. Burada şelalenin şırıltısı eşliğinde biraz kafa dinlemek için mola veriyorum. Yürümeye devam ediyorum ve merdivenli bir meydana çıkıyorum, her köşede her basamakta başka bir heykel var, heykelleri takip ederek uzaktan görünen dikilitaşa ulaşıyorum: tam bir güzellik abidesi! Bu görüntü bana Kylie Minoque’un ‘’ All the Lovers’’ klibini hatırlatıyor.

Heykeller beni çok etkiliyor, sanki  tanrıya önyargılarından kurtulması için savaş açıyorlarmış gibi görünüyorlar. Yüzleri birbirine dönük iki adam var, fakat kavga etmiyorlar, öpüşen iki kadın, çocuklar, üç kişilik bir aile, birbirine sarılan yaşlı adamlar, oğluna gülümseyen bir anne. Aşkın sınırsız olduğu izlenimini veriyorlar, bu meydanın her tarafı aşk kokuyor.

Çıkışa doğru giderken tekrar köprüden geçiyorum ve heykellere tekrar dikkatlice bakıyorum, bana çok ‘hoşgörülü’ görünüyorlar. İki erkek, iki kadın, bir çift ve yalnız insanlar.. Köprüyü izlerken yüzüme güneş çarpıyor, ben insanların ne kadar önyargılı olduğunu düşünmeye başlıyorum, nasıl sadece kötüyü gördülerini ve asıl önemli olan şeyleri düşünmediklerini düşünüyorum, mesela savaşlar, doğal afetler gibi..

Translated by Merve Hoşgör

 

Lascia un commento

Inserisci i tuoi dati qui sotto o clicca su un'icona per effettuare l'accesso:

Logo WordPress.com

Stai commentando usando il tuo account WordPress.com. Chiudi sessione / Modifica )

Foto Twitter

Stai commentando usando il tuo account Twitter. Chiudi sessione / Modifica )

Foto di Facebook

Stai commentando usando il tuo account Facebook. Chiudi sessione / Modifica )

Google+ photo

Stai commentando usando il tuo account Google+. Chiudi sessione / Modifica )

Connessione a %s...